Çocuğun gelişimini olumsuz etkilemeyin!


Çocuk gelişimini olumsuz etkileyen anne cümlelerini Hatice Kübra Tongar yazdı..

Her anne muhakkak çocuğu için en iyisini ister. Lakin bu ‘iyiyi isteme hali’ bazen o denli sınırları aşar ki, çocuğun gelişimi adına kötü sonuçlara neden olur. Aşırı korumacı ve aşırı müdahaleci tutumlar, çocuğun terbiye sürecini sekteye uğratan sonuçlar meydana getirir.

Bu noktada baktığımızda, birçok annenin kullanırken ‘masum’ gördüğü ama çocuğun duygu dünyasında büyük fırtınalar koparan cümleler olduğunu görürüz. Toplumsal ‘anne cümlelerinin’ çocuğun ruhuna yaptığı dokunuşların bir anne şefkatinden ne denli uzak olduğunu fark ederiz.

Bu nedenle çocuğunu bir emanetçi şuuruyla yetiştirmek isteyen her anne, en az davranışları kadar konuştuklarına da dikkat etmek durumundadır. Zira bir tokat yarası kısa sürede geçse bile, dil yarasının ömür boyu sürebileceği gerçeği göz ardı edilmemelidir.

1. ”Daha iyisini yapabileceğini biliyorum”

Daha önce 50 aldığı bir derse çalışıp, notunu 60’a yükselten çocuğunuz sınav kâğıdını size gösterdiğinde nasıl tepki verirsiniz? Bu gayretin cümlelerle ödüllendirilmesi gerektiğini mi düşünürsünüz, yoksa aslında sizin çocuğunuz bundan daha iyisini yapabilir mi?

Pek çok anne bazen çocuğunu motive etmek niyetiyle, bazense kendi annelik prestijinin sarsıldığını düşünerek bu cümleyi sarf eder. Çocuğunun daha iyiyi yapması adına ona telkinlerde bulunur. Oysa ödülü hak eden sonuç değil, süreçtir. ‘Daha iyisini yapabilirsin’ cümlesi ise, süreçten çok sonuca yönelik bir telkindir.  Öyle ya, süreçte çalışıp notunu 1 puan da olsa yükseltmiş bir çocuk ‘daha iyisini’ yapmıştır zaten!

Lakin zihnindeki ‘mükemmel çocuk’ şablonuna göre konuşan anneler, çocuklarındaki gelişimi fark edemezler. Sürekli daha iyisini isterler. Annesi tarafından sürekli daha fazlasına yönlendirilen, yaptığından hoşnut olunmayan bir çocuk ise özüne güvenemeyecek ve kendini değerli hissedemeyecektir.

2.  ”Sen her zaman…” ya da ”Sen hiçbir zaman…”

Anne-babaların en büyük hatalarından biri çocuğun anlık davranışlarını genellemektir. Odasını o gün için toplamamış bir çocuğu ‘dağınık’, dersini yapmamış bir çocuğu ‘tembel’, kardeşine vurmuş bir çocuğu ‘kıskanç’ olarak etiketlemektir.

Oysa aynı yetişkinlerde olduğu gibi, çocuklarda da duygu dünyası inişli çıkışlı ivmelerden oluşur. Çocuğun odasını o gün toplamamış olması, onun bu işi bir daha hiç yapmayacağı anlamına gelmez. Yalnızca o gün toplamadığı anlamına gelir. Aynı şekilde dersleri konusunda bir dönem gevşek davranmış bir çocuk, ömür boyu tembel, başarısız ya da sorumsuz olacak demek değildir.

Lakin  ”Sen her zaman odanı dağınık bırakıyorsun” ya da ”Sen hiçbir zaman odanı toplamıyorsun” gibi cümleler, çocuğa anlık olumsuz davranışları perçinleyen etiketler yapıştırırlar. Aynı kötü sözler söylenen su moleküllerinin bozuluyor oluşu gibi, çocuğun ruh dünyasındaki olumlu gidişatın bozulmasına neden olurlar.

3. ”Neden kardeşin/ağabeyin/ablan/arkadaşın gibi olamıyorsun?”

Eşiniz özenerek hazırladığınız çorbadan bir kaşık aldıktan sonra ‘neden annem gibi çorba yapamıyorsun’ dese ne hissedersiniz? Büyük ihtimalle kızar, kırılır, üzülür, öfkelenir, hatta belki büyük bir hüsran içinde eşinizle kavga edersiniz… İnanın, çocuğunuz da başkalarıyla her kıyaslandığında aynı şeyleri hissediyor!

Büyük-küçük hiçbir insan başkasıyla kıyaslanmaktan memnun olmaz. Onu motive etmek için kurduğunuz ‘kıyaslama cümleleri’ çocuğunuzda bir uyanışa, idrake ya da motivasyona neden olmaz. Aksine kıyaslandığı kişiye ve kıyaslayana dair menfi duygular biriktirmesine sebep olur. Bu olumsuz duygular da zaman içinde değersizlik, sevgisizlik, önemsizlik gibi pek çok duygunun kapısını aralar.

Oysa her çocuk özeldir. Üstelik çocuğu özel kılan derslerinden iyi not almak, odasını toplamak, annesinin sözünden çıkmamak gibi davranışları değildir. Aksine çocuğu özel kılan yegâne şey, Rabbinin ona ‘insan’ olarak verdiği değerdir. Bundan fazlasını aramak, hem çocuğa hem de onu Yaratana dair haksızlık yapmak olacaktır.

4. ”Ben sana demiştim…”

Özellikle Türk anneleri ‘haklı’ olmak konusunda adeta yarış içindedirler. Üstelik çocuğa, eşe, komşuya, kayınvalideye karşı sürekli bir ‘haklı olma’ savaşı verirken, ‘mutlu olma’ duygusunu ne denli ıskaladıklarının farkına bile varamazlar.

Bu savaşın en yaygın dışa vurumu, kendini ‘Ben sana demiştim’ cümlesiyle gösterir. Daha önceden yaptığı uyarının gerçeğe dönmüş olması, annelere tuhaf bir güç ve otorite hazzı yaşatır. Kendi nefsinin çocuğuna karşı galip olması anlamlarını taşır.

Bu nedenle pek çok anne,  haklılığının bir tescili olarak bu cümleyi çocuğuna sarf eder. ‘Benim dediğim doğru, ben senden daha bilgeyim, sen olayları benim gibi ön göremezsin’ gibi alt yazıları çocuğuna tekraren fısıldar. Oysa önemli olan haklılık değil, mutluluktur. Ve annesi tarafından sürekli haksızlık makamına çağırılan bir çocuk asla mutlu olamaz.

5. ”Sen en iyisisin!”

Sürekli olumsuz cümleler kurmak gibi, gereksiz ve sınırsız olumlamalar da çocuğa zarar verir. Her yaptığı, dediği ya da başardığı iş için çocuğu aşırı övmek ve ödüllendirmek, çocuğu yeni işler denemekten alıkoyar. Zira başarılarıyla övülen bir çocuk, bu övgüyü kaybetme korkusuyla başaramamaktan kaçmaya başlar. Bu da onu yeni şeyler denemenin ve gayret göstermenin gerisinde bırakır.

Mesela 100 aldığı için aşırı övülen bir çocuk, bir başka sınavdan 100 alamayacağı ihtimalinin endişesini yaşar. Çünkü çocuklar anne-babalarının olumlu cümlelerini duymak isterler. Eğer bu olumlamalar başarılı sonuçlar için çocuğa veriliyorsa, bu sonucu yakalayamama stresi çocuğun ruh dünyasını kemirmeye başlar. Ve uzun vadede çocukta gereksiz övgüye bağlı davranış bozuklukları görülür.

6. ”O öyle yapılmaz! Dur ben yapayım…”

Baktığımızda pek çok annenin yatak toplamaktan-yıkanmaya, sofra kurmaktan-ödev yapmaya kadar pek çok işi çocuğu yerine yaptığını görürüz. Çocuğunun küçük yaşlardan itibaren, belki yarım yamalak yaptığı işleri beğenmeyip, düzelttiğini hatta bir adım ötesinde üstlendiğini gözlemleriz. Çocuğuna verilmiş derslerden ‘bizim dersimiz’ diye bahseden, çocuğu yerine yapan, süreçte çocuğunun yöntemlerini eleştiren annelerin sayısının hiç de az olmadığını fark ederiz. Oysa çocuğa sorumluluk aşılamak için onunla işbirliği yapmak ancak mükemmeliyetçi tavırlardan sıyrılabildiğiniz oranda mümkün olur.

Örneğin; bir anne çocuğundan masayı kurarken, havluları katlarken ya da arabasını yıkarken yardım istese ama çocuğunun yardımını beğenmeyip/yeterli görmeyip o yaptıktan sonra düzeltmeye kalksa, çocuğuna iyilik değil kötülük yapmış olur.  Zira çocuğu düzeltmek ‘sen beceremiyorsun’ demenin davranışa bakan kısmıdır. Doğru olansa çocuğu sorumlulukları hususunda özgür bırakmak, ancak yardım istediği zaman ve yardıma ihtiyacı olduğu oranda onun yanında yer almaktır.

7. ”Sus bakayım, ağlama…”

Ağlamak, yüce Mevla’nın kullarına hediye ettiği çok önemli boşaltım mekanizmalarından biridir. ‘ Ağla açılırsın, rahatlarsın’ gibi telkinler, aslında biyolojik ve psikolojik bir gerçeğe dikkat çekmektedir. Zira ağlamak stresin, hüznün, kaygı ve endişenin ruha verdiği ağırlığı hafifletmek için gerekli ve önemlidir.

Konu çocuk olunca bu gerçek daha da büyük bir önem kazanır. Çünkü çocuklar hayatın acemisidir ve yetişkinlerden daha fazla korkar, kırılır, üzülür ve strese girerler. Bu yüzden de daha çok ağlamaya ihtiyaç duyarlar.

Bütün bu gerçeğin yanında toplumsal bir yanılgı olarak, ağlamanın zayıflık, mızmızlık, güçsüzlük olduğuna inanan pek çok ebeveyn vardır. Oysa çocuklar ağladıkça rahatlar ve mutlu olurlar. Bu nedenle mutlu bir çocuk yetiştirmek isteyen her anne, çocuğunun ağlamasına, duygularını boşaltmasına fırsat vermeli, bu konuda onun yanında olup, onu yüreklendirmelidir.
Devamını oku »

Pratik temizlik bilgileri


Pratik çözümler hem zamandan kazanmanızı hem de daha az yorulmanızı sağlar. 

İşte pratik temizlik bilgileri:

Kahve lekesi
Kahve lekesinin baş düşmanı yumurta sarısıdır. Ilık su içerisine bir yumurta sarısını döküp iyice karıştırın. Onu lekenin üstüne sürüp bir iki dakika bekledikten sonra durulama suyu ile silin. Lekenin ortadan kaybolduğunu göreceksiniz.

Kan lekesi
Muhtemelen kan lekesi gün içerisinde rastlayabileceğiniz en inatçı sorunlardan biridir. Soğuk suyun üzerine bol miktarda tuzu dökün. Daha sonra bu karışımı lekenin bulunduğu noktaya dökerek üstte kalan tuz ile ovalayın. Bu işlemi bir-iki dakika sürdürdükten sabunla yıkayıp durulayın.

Ruj lekesi
Ağır lekeler sınıfına giren ruj için yapılacak en iyi yöntem kabartma tozudur. Ruj lekesi olmuş giysinizi kabartma tozu ile birikte yıkarsanız sorun ortadan kalkacaktır. Hatta bazı kaynaklara göre saç spreyi de ruj lekesine iyi gelen ürünlerden biridir.

Ayakkabı temizliği
Kirlenen ayakkabılarınızı temizlemek için en iyi yöntem dış macunudur. Bunun için temiz bir bez ve dış macunu yeterlidir. Temiz bezin üzerine diş macununu dökdükten sonra iyice yedirin. Daha sonra ufak ufak ovalayın. Durulamak içinde yine temiz bir bezi kullanabilirsiniz. Bu işlemden sonra göreceksiniz ki en sevdiğiniz ayakabınız eskisinden daha yeni olacak.

Ayakkabı cilası
Mat ve pis bir ayakkabıyla kimse dolaşmak istemez. Eğer ayakkabınızı kısa bir zaman içerisinde temizleyip patlatmak durumunda iseniz bir muz bütün işi çözecektir. Muzu ezip bir bez yardımıyla ayakkabınıza yedirin ve herşey hazır.

Yağ lekesi
Önemli bir günde koltuğa dökülen bir yağ lekesi uğraşmak isteyeceğiniz son şey olmalı. Telaşlanmanıza gerek yok. Kabartma tozu ve suyu karıştırarak yumuşak bir hamur kıvamına getirin. Lekenin bulunduğu yere sürüp biraz bekleyin. Duruladığınızda lekenin kaybolduğunu göreceksiniz.

Gümüş parlatma
Muhteşem bir akşam yemeği çatal, bıçaklarınızın mat görüntüsü ile mahvolabilir. Derin bir kabın içine ılık su doldurun. Kabartma tozu döktüğünüz suyun içine parlatmak isteğiniz metal eşyaları bırakın. Biraz beklettikten sonra bir sünger kullanarak soda ile iyice silin. En son soğuk suyla duruladığınız takdirde parlak ve temiz bir görünüm elde edecektir.

Su lekeleri
Ağaç yüzeylerde suyun bıraktığı izlerden kurtulmak için nemli bir beze mayonezi iyice yedirin. Lekelerin bulunduğu yerleri hafifçe ovalayın. Bu izlerden kurtulduğu için sehpanız size teşekkür edecektir.

Halı ve döşeme temizliği
Pahalı bir halı temizleyicisi almak yerine halınıza mısır unu serpin ve ovalayın. Kirler anında yüzeye çıkacaktır. Ekstra temizlik için halı şampuanı ve soda da kullanabilirsiniz.

Fırın temizliği
Geleneksel fırın temizleyiciler etkilidir ancak içerisindeki kimyasallar, zehirli gazlar sağlık sorunlarına neden olabilir. Bunu daha kolay ve sağlıklı bir yöntemle halletmek mümkün. Soda su ve kabartma tozunu eşit ölçülerde karıştırın ve bir gün bekletin. Ertesi sabah karışımı temizlik fırçası ile kirli yüzeye döküp hafifçe ovalayın. Nemli bir bez yardımı ile durulamanız yeterli olacaktır.

Evye temizliği
Su lekeleri lavabolar için kötü görünüm oluşturuyor. Bunun temizliği aslında sandığımızdan daha kolay. Bir litre suyun içine dört kaşık kabartma tozu ekleyin. Karışımı temiz bir bezle birlikte lavaboya uygulayın.

Ocak temizliği
Kabartma tozunu sıcak su ile macun haline getirin. Bunu bir bez yada fırça yardımı ile ovalayarak uyğulayın ve beş dakika bekleyin. Sonrasında duruluyabilirsiniz.
Devamını oku »

Pratik bilgiler


Kadın Kulübü sizler için hayatınızı kolaylaştıracak püf noktalarını bir araya topladık, her zmana lazım olabilecel pratik bilgileri bu konuda bulabilirsiniz..

Sarımsak Kokusunu Gidermek..
Elinizde kalan soğan ve sarımsak kokularını gidermek için, paslanmaz çelik bıçak veya kaşığı parmağınızla temas ettirerek ellerinizi bir süre suyun altında tutun.

Kabına Sığamayanlar..
Uzmanlar; kabına sığamayanların en başında gelen gıdalardan biri olan sütü kaynatırken, tencerenin dibine yapışmaması için uzun saplı kaşık kullanılmasını öneriyor.

Spagettileri Tencereye Sığdırmak İçin..
Uzmanlara göre spagettileri tencereye sığdırmak için ille de bölmek gerekmiyor. Bırakın kaynar suya yarı bellerine kadar girsinler. Uçları yumuşayınca hepsini şöyle bir iterek boylu boyunca suyun içine sokabilirsiniz.

Tencere Dibin Kara Dedirtmeyin..
Haydi yemeği yaktınız, bir de dibi tutan tencereden olmayın. Onu günlerce ıslatmak yerine, hemen içine su doldurup ateşe koyuverin. Su kaynadıktan sonra rahatça temizlendiğini göreceksiniz. Sütü çok az da kaynatsanız, tencerenin dibine, ille de beyaz bir tabaka halinde yapışır. Buna engel olmak için, sütü koymadan önce tencereyi soğuk suyla şöyle bir çalkalayın.

Kokuların İnatlarını Kırın..
Balık kokusu inatla ellerinizi terk etmiyor mu? Hemen bir limonu ikiye kesip ellerinizi onunla ovun. Kokular daha fazla direnemeyeceklerdir. Balıklı kızartma tavası ve tabaklarınızı sakın kaynar suyla yıkamayın, çünkü kaynar su bütün inatçı kokuların işbirlikçisidir. Önce bir güzel soğuk sudan geçirin, sonra dilediğiniz gibi yıkayabilirsiniz. Yumurta kokusunun da bardak ve tabaklarınız üzerindeki inadını aynı şekilde kırabilirsiniz.

Kibrit Çöpünün Hikmeti..
Siz de yumurta haşlarken kabuklarının çatlamasından yakınıyorsanız, suyuna 4 kibrit çöpü atıverin, sorununuz ortadan kalktı bile.

Soğanın Ağlatmasına Artık İzin Vermeyin..
Soğanın ağlatmasına artık izin vermeyin. Ve bu da öyle zor bir şey değil, inanın. Soğanları soyar veya doğrarken, dişlerinizin arasında bir-iki kibrit çöpü tutarsanız, size bu 'gaddarlığı' yapamayacaktır.

Japonlar Böyle Yapıyor..
Pilavınızın renginin beyaz olmasını istiyorsanız, demleme suyuna bir miktar limon suyu sıkın. Japonlar da böyle yapıyor zaten.

Pörsüyen Sebzeler İçin..
Uzun süre dolapta kalıp pörsüyen salatalığı diri hale getirmek mt aksi halde meyvalar diriliklerini kaybederler. Son dakikada mümkün. Salatalığınızı yıkadıktan sonra 10-15 dakika limonlu suya yatırırsanız, yine o eski taze görüntüsünü elde edebilirsiniz. Hatta aynı yöntemi maydanoz için de uygulayabilirsiniz.

Mantarda Lezzetin Sırrı..
Mantarın kokusunu kaybetmemesi için çok az suda ve çabuk pişirmelisiniz. Yani, harlı ateşte kısa sürede. Bol suda uzun süre kaynayan mantar sert ve lezzetsiz olur.

Muz Nasıl Saklanmalı?
Muzu dolabınızda saklarsanız çok kısa süre sonra kararıp bozulduğunu görürsünüz. Çünkü muz, 12 santigrat derece altındaki ısıda kararmaya başlıyor. En ideali, oda ısısında tutmak ve fazla bekletmeden tüketmek.

Aman Yağ Sıçramasın..
Kızartma yaparken kızgın yağın çevreye sıçramasından çok pratik bir yolla kendinizi koruyabilirsiniz. Yağı kızdırmadan önce tavanın içine bir miktar tuz atarsanız, yağınız sıçramayacağı için güvenle kızartma yapabilirsiniz. Tuz, yağın içindeki sıçramaya sebep olan nemi alacaktır.

Kiraz Saplarından Çay
1 ay gibi kısa süre içinde piyasada bulabildiğimiz ve ondan sonra da 1 yıl özlediğimiz bir meyva. Meyvasını yediğimiz kirazın saplarını sakın atmayın. Bu sapları kurutarak ilginç, ilginç olduğu kadar da Sağlıklı çay yapabilirsiniz. 30 gr kiraz sapını 1 litre suda 10 dakika kaynatarak hazırlayacağınız çay, hem böbrekleri çalıştırır, hem de zehirli maddelerin vücuttan atılmasına yardımcı olur.

Sakla Samanı..
Eskiden kış günlerinde limon ve portakal kabukları atılmaz, sobanın üzerine konup odayı mis gibi kokuturmuş. Şimdi bu kabukların nefis kokularından mutfağınızda yararlanabilirsiniz. Kabukları yıkayıp fırında iyice kurutun. Sonra mutfak robotunda un gibi öğütün, bir kavanozda saklayın ve kek, pasta veya muhallebi yapacağınız zaman içine biraz katın. Bir "tatlı ustası" olarak bu da sizin küçük sırrınız olsun.

Çok Fazla Makarna Haşladıysanız..
Ölçüyü fazla kaçırıp çok fazla makarna mı haşladınız? Tabii ki haşlanmış makarnayı atmayacaksınız, ama değişik şekilde değerlendirebilirsiniz. Mesela, ertesi gün nefis bir sebzeli makarna salatası yapabilirsiniz. Ya da yumurtalı ton balıklı. Haşlanmış makarnaları, yapışmamaları için biraz sıvı yağda karıştırıp buzdolabında saklamanız yeterli.

Bu Tavuk Başka Tavuk..
Haşlayacağınız tavuğun içine 1 diş sarımsağı soymadan atıverin. Sizin tavuğunuzun lezzeti herkesinkinden farklı olacaktır. Tavuğu fırından çıkardınız. Eğer hemen yenmeyecekse, fırından çıktığı anda folyo kağıdına sıkıca sarın. Bu da yumuşacık kalması için bir hile. Fırına konacak tavuğun tepsisi, tavuk büyüklüğünde olmalı. Daha büyük bir tepside, eriyen yağlar boş kalan kısımlara akıp yanar. Fırında tavuğun beyaz göğüs etinin kurumaması için butları birbiri üzerine çapraz koyun. Ancak pişme süresi yarılanınca sırt üstü yatırın.

Kaprisli Sebzeler..
Nefis bir şiş yapacaksınız, etlerin arasına mantar da dizin. Ama mantarlar şişe geçirilirken parçalanabilir, unutmayın. Tabii bunu önlemenin de çok basit yolu var, mantarları önceden kaynar suda bekletmek.

Enginar Pişirirken..
Enginarlar bütün de olsa, çanakları da pişirilirse suyun üzerinde yüzerler. Önlemek için tencereyi kapağıyla değil, temiz bir bezle kapatın. Bez buhardan şişer, oluşan basınç ise enginarları dibe iter.

Güveç Kabınız Yoksa..
Akşama misafirler gelecek. Malzemeleri aldınız. Güveç kabına koydunuz fakat o da ne? Güveç kabınızın kapağı yok. Sakın paniğe kapılmayın. Kapak görevini bir alüminyum folyo ile rahatlıkla çözebilirsiniz.

Hamur İşlerinde..
Hamur işlerinde kullanılacak un önceden elenirse, zerrelerin arası hava dolar ve kekiniz daha kabarık olur.

Salata Yaparken..
Salata yapraklarını tertemiz yapmanın en iyi yolu, son yıkama suyuna biraz sirke katmak. Ama unutmamanız gereken bir şey var. Yıkanan sebzeleri çok uzun süre suda bekletmeyin. Çünkü vitamin ve minerallerini kaybeder.

Ekleme Sanatı..
Eyvah, kuru fasulye yemeğinin suyu çok duru olmuş. Yapacağınız şey, kıvamı dengelemek için bir kepçe fasulyeyi ezip yemek suyunun içine eklemek.

Milföy Hamuru Kullanırken..
Milföy hamuru tepsiye yapışmasın diye, tepsiyi yağladıktan sonra üzerine galeta unu serpebilirsiniz.

Patates Haşlarken..
Patates haşlarken daha yumuşak bir doku için suyuna bir küçük kaşık margarin eklemeyi unutmayın.

Tercih Ederken..
Brokoli alırken lekesiz ve canlı yeşil olanını tercih edin ve bekletmeden tüketin.

Mantar Seçerken..
En dikkatli seçilmesi gereken gıda ise mantardır. Unutmayın, lekesiz olanını ve renginin beyaza yakın ya da hafif bej olanını seçin.

Dana Eti Alırken..
Dana eti alırken bilmeniz gereken en önemli nokta, yağlarının dokununca sanki bir mermerin damarları gibi sımsıkı olması. Bir de beyaz olmalı. Hayvan yaşlandıkça yağı sarı bir renk alır.

Soymanın Kolayı..
Sucuğu kolay soymak için, sivri uçlu bir bıçakla boydan boya çizdikten sonra, nemli bir bezle silin.

Domatesi Soyarken..
Domatesi soymak için önce kaynar suya batırıp çıkartın. Göreceksiniz, çok düzgün şekilde kabuğu kendiliğinden soyulacak.

Soğanın Dibini Soyarken..
Soğanın dip kısmını doğramak çoğu zaman zor olur. Bu işi kolaylaştırmak için, çatalı en dip yerinden soğana batırın. Böylece sonuna kadar doğrayabilirsiniz.

Kızartmanın İnceliği..
Patlıcanı yağda kızartmadan önce, tuzlu suda 5-10 dakika bekletin. Göreceksiniz ne kararacaktır, ne de fazla yağ çekecektir. Nar gibi kızarmış bir tavuk için, pişmesine yakın üzerine tuzlu su sürmeyi deneyin, sonucu göreceksiniz.

Kızartma Yağı..
Aklınızda bulunsun, herhangi bir şeyi kızarttıktan sonra yağı ikinci defa kullanmak istiyorsanız, bu yağı ince bir süzgeçten veya ince tülbentten süzün.

Balık Kızartırken..
Balıkların iyi kızarması için önce yıkayıp kurulayın, sonra una bulamadan önce süte batırın.

Limon Üzerine Bir Kaç Söz..
Patates, karnabahar ve şalgamı haşladığınız zaman renkleri grimsi olur. Bunu önlemek için kaynayan suya bir miktar limon sıkmanız yeterlidir. Limonun kurumasını önlemek için küçük bir tabağa sirke koyup, limonun kesik tarafını sirkenin üstüne yerleştirin. Limon sert ise, kesmeden bir-iki dakika suya batırın. Kestiğinizde göreceksiniz ki limonlar daha sulu olacak.

Nasıl Saklamalı..
Salamı keten veya pamuklu bir bezin içine koyarak serin yerde saklayabilirsiniz. Buzdolabında hem kurur, hem de tadını kaybeder. Evde fazla miktarda domates varsa, onları serin, karanlık ve rutubetsiz bir yerde on gün kadar saklayabilirsiniz. Onları ancak kullanacağınız zaman yıkayın.

Salçayı Saklarken..
Şişeye koyduğunuz salçanın bozulmamasını sağlamak için, şişenin ağzını kapatmadan önce, mantarları Zeytinyağına batırın. Böylelikle, şişenin içine havanın girmesine engel olmuş olursunuz.

Taze Saklamak İçin..
Dereotu ve maydanozu taptaze saklamak istiyorsanız önce yıkayın ve güzelce süzün. Kuruduktan sonra plastik bir kap içine koyup buzdolabına kaldırın. İhtiyacınız oldukça kullanın. Unutmayın, yıkadıktan sonra iyice kurumaları şart, aksi halde dolapta çürüyebilirler.

Kokuya Son..
Evde lahana ya da karnabahar pişerken etrafa yayılan kokuyu hepimiz biliriz. Bunu önlemenin bir çaresi var, tencereye birkaç dilim ekmek koymak. Ekmeğin ufalanıp dağılmasını önlemek için temiz bir tülbente sarılması öneriliyor.

Balık Kokusunu Gidermek İçin..
Yayılan balık kokusunu gidermek için ocakta birkaç dakika limon yakın. Göreceksiniz, kokudan eser kalmayacak.

Unun Kalitesini Anlamak..
En iyi cins rafine unlar çok beyaz renkte, veya hafif sarıya çalar beyazlıkta olanlar ve ele yumuşak gelenlerdir. Unun kalitesini anlamak için, avuç içine bir miktar alarak sıkın. Un etraftan fışkırırsa kuru ve kaliteli, avuç içinde kalıp gibi kalırsa, rutubetli demektir. Rutubetli un daha az dayanır, unu ne kadar rutubetsiz ve hava alan yerlerde saklarsanız, o kadar uzun süre kullanabilirsiniz.

Evde Galeta Unu Yapmak İçin..
Galeta ununu çok rahatlıkla evde de yapabilirsiniz. Ekmeği ince dilimlere kestikten sonra birkaç gün kurutun, sonra da her iki tarafını nar gibi kızarıncaya kadar fırınlayın. Fırınlanan dilimleri ince irmik haline gelinceye dek mutfak robotundan geçirir, robotunuz yoksa havanda döver ve elerseniz, galeta ununu hazırlamış olursunuz.

Renk ve Lezzet..
Bazı et yemeklerinde sirke ve şeker kullanılması, o yemeğe lezzet katar. Yarım bardak suya üç çay kaşığı sirkeyle birlikte, yarım çay kaşığı da şeker katarsanız, lezzeti damaklarınızda hissedeceksiniz.

Havucun Rengi..
Havucu kaynar suda haşladıktan sonra onları hemen soğuk suyun içine atacak olursanız, renklerini kaybetmelerinin önüne geçmiş olursunuz.

Ciğer Pişirirken..
Pişirdiğiniz ciğerin daha lezzetli olmasını istersiniz, kuşkusuz. Ciğeri pişirmeden yarım saat kadar önce sütün içinde bir süre bırakın. Bu şekilde tadı daha çok hoşunuza gidecektir.

Sosisleri Kaynatırken..
Sosisleri su kaynarken değil de soğukken koyun kabın içine. Bundan başka çok az olmak şartıyla süt de ekleyin ve çok harlı ateşte pişirmeyin. Bu şekilde çatlamalarını önlemiş ve de daha lezzetli olmalarını sağlamış olursunuz.

Bayatından Kaçın..
Yumurtalarınızın taze mi bayat mı olduğunu anlamak istiyorsanız, onları içine biraz tuz katılmış suya atın. Günlükler suyun dibinde, 3-5 günlükler ortasında, bayat olan yumurtalar da yüzünde dururlar. Yumurtanın taze olup olmadığını, onu kırarak da anlayabilirsiniz. Kırdığınızda sarısı yayılıyor, dağılıyorsa bayat, bombeli şekilde duruyorsa taze demektir. Bu yüzden onları teker teker bir kaba kırın, bayatları yemeğe karıştırmadan atma şanslınız olsun.

Fazla Patates Aldıysanız..
Uzun süre kullanmak için fazlaca patates alırsanız, zamanla kabuklarında göz göz tomurcuklar belirir. Onları tırnağınızla kazıyarak almanız gerekir. Aksi halde, patatesin özüyle beslenen tomurcuklar, kısa zamanda buruşmalarına yol açarlar.

Uzun Süre Beklemiş Kıvırcık Salatalar..
Uzun süre bekleyen kıvırcık salatalar, buzdolabında bile olsalar gevşeyip pörsüyebilirler. Böyle bir durumda, bir kabın içine koyacağınız suya limon doğrayarak salata yapraklarını içinde bir gece bırakın. Hemen dipdiri olurlar.

Patatesi İyi Kızartmak..
Patates kızartırken iki şeye dikkat etmelisiniz. Birincisi, soyup doğradıktan sonra bol suyla çalkalayın ve kuru bezle iyice kurulayın. Çünkü kesik yerlerinde açığa çıkan nişasta, tıpkı bir tutkal gibi parçaları birbirine yapıştırır. İkinci dikkat edeceğiniz şey, onları yağdan çıkardıktan sonra hemen tabağa alıp tuzlamak. Tuz fazla yağı ve buharı emer. Kızartmanın yumuşamadan kıtırlaşmasını sağlar.

Mangal Yaparken..
Mangal yaparken etten akan yağlar, kor halindeki kömür parçalarının üstüne düştüğünde alevlenmeye sebep olur. Bu da eti yakar. Ama ateşi söndürmeyecek miktarda suyu elinizle ateşin üzerine serperseniz, alevler dinecektir.

Fırını Temizlerken..
İster fırında olsun ister mangalda, ızgara yiyeceklerin tadı bir başka olur. Ama fırın ızgarasında pişirilen etlerin yağlarını tepsiden temizlemek de zordur. Bu işin de altından kalkabilmek için fırın tepsisine bir miktar su doldurmanız yeterli. Yağlar soğuduğunda suyun yüzünde toplanacak ve tepsinin kolay temizlenmesini sağlayacaktır.

Peynir Seçerken ve Saklarken..
Eğer büyük bir kalıptan büyük parça kestirip alacaksanız, kalıbın nemli ve çatlak olmamasına dikkat edin. Çünkü bu durumdaki peynirler kurumuştur ve taze değildir. Peyniri saklarken göz önünde bulundurmanız gereken en önemli nokta ise, havayla temasını kesmektir. Şeffaf folyoyla sıkıca sarılmış peynirler için en ideal yer, buzdolabının alt gözleridir.

Kekler..
Kek yaparken kullanacağınız yağı ve diğer tüm malzemeyi oda ısısında bekletin. Böylece yağın keke kolay karışmasını ve kabarmasını sağlarsınız. Ayrıca keki, önerilen kapta pişirmeye özen gösterin ve pişirme süresine dikkat edin. Ayrıca, kek pişerken fırının ağzını açmayın. Kekiniz çabuk kızarıyorsa, üzeri kızardığı anda bir folyoyla sarıp pişirmeye öyle devam edin.

Kekin Taze Kalması İçin..
Keklerinizin taze kalmasını sağlayarak saklamak için, pişirdikten sonra iyice soğumasını bekleyin. Daha sonra kek kalıbında ve üstü kapalı olarak serin ve kuru yere kaldırın.

Reçelleriniz İçin..
Meyvaları iyice yıkayıp kurulamadan reçel yapmaya başlamayın. Üzerindeki toz ve tarım ilaçları reçellerinizin tadını bozabilir. Pişirdiğiniz reçeli karıştırırken mutlaka tahta kaşık kullanın. Şekerlenmelere karşı limon tozu yerine limon suyu sıkın. Pişirdikten sonra kuru ve temiz kavanozlara koyun. İyice soğumadan üzerinde oluşan hava kabarcıklarını kağıt havlu yardımı ile almadan kavanozun ağzını kapatmayın. Kış için hazırladığınız reçelleri serin ve karanlık bir yerde saklayın.

Komposto Yaparken..
Elma ve ayva gibi sert meyvalardan yapacağınız kompostolarda, meyvaları önce su ile yumuşayıncaya kadar pişirin. Daha sonra şekeri katın ve kısık ateşte kaynatmayı deneyin. Meyvaların istenen yumuşaklıkta olduğunu göreceksiniz.

Sos veya Kremanın Kıvamı..
Hazırladığınız sosun veya kremanın tam kıvamında olması için kullanılan kaşığın önemi büyüktür. Sos hazırlarken mutlaka tahta kaşık tercih edilmelidir. Madeni kaşıklar çabuk ısındığından kremaya sıcaklığını geçirip kıvamını bozabilir.

Yumurta Pişirirken..
Yumurtanın haşlanırken patlamasını önlemek için tepesine iğne ile birkaç delik açın. Böylece su rahatlıkla içeriye girer ve yumurtanın patlamasını önler.

Hamur İşleri İçin Öneriler..
Yağlı hamurla yapılan böreklerde kıvamın bozulmaması için, içine çok az limon suyu katın. Hamuru dinlendirirken mutlaka üzerini nemli bezle örtün. Nemli bez, hamurun kabuk tutmasını önler. Unla yapılan tatlıları hazırlarken içlerine çok az tuz katmak lezzeti arttırır. Hamuru yoğururken suyu azar azar ekleyin. Birdenbire eklenen suyun, hamuru pütürlü yapacağını unutmayın.

Kırmızı Lahanayı Saklarken..
Kırmızı lahanayı incecik doğradıktan sonra tuzla ovun ve ağzı sıkı kapanan bir kaba koyup üzerine sirke ekleyin. Salatalarda kullanmak üzere bir hafta kadar buzdolabında tazeliklerini koruduğunu unutmayın. Nohut ve

Fasulyeyi Saklarken..
Pişirme süresi uzun olan nohut ve kuru fasulyeyi haşlayarak buzluk veya derin dondurucuda saklayabilirsiniz.

Şurdan Burdan..
Kaşar peyniri ve gravyer peynirini kuruduğunda sakın atmayın. Rendeleyerek çeşitli yemeklerde kullanabilirsiniz. Ayrıca kaşar peyniri bir süre sütün içinde bekletirseniz yumuşadığını göreceksiniz.

Jöleyi Kaptan Çıkarırken..
Jöleyi, dondurduğunuz kalıptan kolayca çıkarmak için, soğuk suda 2-3 dakika bekletin.

Soğan Kavururken..
Soğan kavururken renginin canlı olması için kavurma esnasında içine biraz tuz serpin.

Sarımsak ve Bademin Kabuklarını Soyarken..
Sarımsak ve bademin kabuklarını kolayca soymak için, bir süre sıcak suda bekletin.

Çayınıza Tat Verin..
Çayınıza ayrı bir tat ve koku vermek için, kavanozun içine bir dilim portakal ya da elma kabuğu atabilirsiniz.

Sıvı Yağları Saklarken..
Sıvı yağların acılaşmasını önlemek için şişenin ağzını sıkıca kapatarak serin ve loş bir yerde saklayın.

Evde Mayonez Yaparken..
Evde mayonez yaparken, zeytinyağı yerine susam yağını tercih edin. Mayonezin bozulmadığına şahit olacaksınız.

Başarılı Bir Omlet İçin..
Başarılı bir omlet için, kullandığınız tavanın çok kuru ve temiz olması gerektiğini unutmayın.

Uzun Ömürlü Tavalar..
Yapışmaz yüzeyli tavaların uzun ömürlü olmasının sırrı, onları usulüne uygun kullanmaktan geçer. Bunun için şu önemli noktalara dikkat etmeniz gerekiyor: İlk kullanımdan önce sıcak su ile yıkayıp temizleyin. İyice kuruladıktan sonra içine yarım çay kaşığı sıvı yağ koyup kağıt havlu ile silin. Her zaman orta veya kısık ateşte kullanın. Ocak büyüklüğü ile tava büyüklüğünün uygun olmasına dikkat edin. Yapışmaz yüzeyli tavalarda tahta mutfak gereçleri veya özel malzeme ile hazırlanmış gereçler kullanın. Asla metal çatal kaşık kullanmayın. Eğer içinde bir şey yaktıysanız tavaya su koyun ve birkaç saat bekletip yıkayın. Temizlemek için yumuşak bez veya sünger, sıcak su ve sıvı bulaşık deterjanı kullanın. Tavanızı iyice soğumadan temizlemek için suya sokmayın. İçinde asla kızartma yapmayın.

Basınçlı Tencerelerin Kullanımı..
'Düdüklü tencere' diye adlandırılan basınçlı tencereler, yemeklerin pişme süresini kısaltarak hayatı kolaylaştırırlar. Basınçlı tencereye koyacağınız malzeme ve suyun miktarı, tencerenin yarısını geçmemelidir. Tencereye az da olsa mutlaka su koyun. Susuz pişirme, tencerenin çatlamasına sebep olabilir. Pişirme süresini, basınç düğmesini kapattıktan sonra tutun. Yemek piştikten sonra basıncı düşürmeden tencerenin kapağını açmaya çalışmayın. Bu süreyi kısaltmak için tencerenizi su dolu bir kaba oturtun ya da akan musluk suyunun altına tutun.

Sıcak Soslar..
Hazırladığınız sosu, yemeğin yanında değil de ayrı bir kapta servis yapacaksanız ve soğumamasını istiyorsanız, sos kasesini masaya getirene kadar, kaynar su dolu daha büyük kabın içinde bekletin. Böylece hem sosunuz sıcak kalmış olur, hem de lezzetinden hiçbir şey kaybetmezsiniz.

Pilav Yaparken..
Bir-iki gün önce pişirdiğiniz pilava ı tekrar ısıttığınızda ilk günkü gibi tane tane olmasını sağlamak için kısık ateşte, bir-iki yemek kaşığı su ekleyerek, karıştırmadan ısıtın. Bir kaşık yardımıyla karıştırmak pirinç tanelerini kıracağı için, tencereyi arada bir sallayarak pilavı altüst etmeniz yeterli olacaktır.

Pilavın Lezzetini Artırmak İçin..
Pilavınızın lezzetini arttırmak için pirinci önce margarin veya tereyağı ile kavurmayı deneyin. Pilavın pişirme suyuna katılan sıvı yağ da pirinçlerin yapışmasını engeller ve pilavınızın tane tane olmasını sağlar. Eğer sade pilav pişiriyorsanız, pişme suyuna ekleyeceğiniz 1-2 çay kaşığı limon suyu, pilavın rengini daha beyaz yapacaktır. Pilavın pişip pişmediğini, pirinç tanesini ancak tadarak anlayabilirsiniz. Tane yenilebilir yumuşaklıkta, ama dişe gelir sertlikte olmalıdır.

Gözleme Dünden Mi Kaldı..
Bir gün öncesinden pişirdiğiniz gözlemeyi sıcak bir tabağa koyup üzerini de alüminyum folyoyla sardıktan sonra tavada ısıtmanız yeterli. Diğer bir alternatif de (ki bu diğerlerini pişirirken gözlemenizi sıcak tutabilmeniz için de bir yoldur), folyoya sardığınız tabağı kaynayan su dolu bir tencerenin tepesine koymaktır.

Balığın Gözü..
Balığın tazesi parlak gözlerinden ve koyu kırmızı süzgeçlerinden anlaşılır. Bir de pulları gevşek olmamalıdır. Taze fasulyeyi, enginarın çanak yaprağını kırmadan almayın. "Çat" diye kırılmıyorsa zaten hiç almayın.

Vitamini Kesmeyin..
Kabuklu sebzelerin ve meyvelerin vitaminlerini, en fazla kabuklarına çok yakın yerlerinde olduğunu belirterek; "Bunun için çok ince soyun ya da kabuklarını soymadan kullanın. Yeşil sebzeleri doğramadan yıkayın, aksi taktirde kesik yerlerinden vitamini kaybeder. Yeşil sebzelerin genellikle atılan dış yaprakları güneşe yakın oldukları için daha çok vitamin içerir." ifadesine yer veriliyor.

Muz Kararmasın..
Muzu dolabınızda saklarsanız çok kısa süre sonra kararıp bozulduğunu görürsünüz. Çünkü muz, 12 santigrat derece altındaki ısıda kararmaya başlıyor. En ideali, oda ısısında tutmak ve fazla bekletmeden tüketmek.

Domates Soyarken..
Domatesi kaynar suya daldırıp bıçağın tersini üstünde ağır ağır gezdirirseniz kabuğu kolayca soyulur.

Hamur Açarken..
Hamur açarken kirlenen mutfak tezgahları, üstüne tuz serpilip nemli bir bezle silindiğinde daha kolay temizlenir.

Beşamel Sos Hazırlarken..
Ateşten alınmasına yakın içine çekilmiş ceviz, adaçayı ya da nane atılan beşamel sosun lezzeti güzelleşir.

Puding Yaparken..
Puding soğurken üzerinin kaymak bağlamasını istemiyorsanız, daha sıcakken üzerine toz şeker serpebilirsiniz.

Jöle Yaparken..
Jöle yaptığınız kabı soğuk suyla yıkayıp içine ince bir tabaka bitkisel yağ sürüldüğü takdirde, jöleyi kalıptan çıkarmak kolaylaşır. Kalıp sıcakken etrafına ıslak havlu sararak 1-2 dakika bekletmek de iyi bir çözümdür.

Portakal Sıkarken..
Portakalın suyunu iyice çıkarmak için sıkmadan önce bir süre soğuk suda bekletin.

Soğan Soyarken..
Soğan soyarken gözlerinizin yaşarmaması için soğanı su dolu bir tasın içinde soyun.

Dondurulmuş Gıdalar Çözülürken..
Dondurulmuş gıdalar çözülürken sıcak ortamda bulundurulmamalı. Bakteri ve mikrop üremesine neden olacak bu uygulama yerine, buzdolabının en alt rafında kendi kendine çözdürmeye bırakmak daha doğru olur.

Mayonez Hazırlarken..
Mayonez hazırlarken sos kesilirse bir yumurta sarısını 2-3 damla sirke ile çırparak yeterli miktarda zeytinyağı ile koyulaştırın. Bu karışımı kesilen sosa çırparak yedirin.

Bayat Ekmekler..
Bayat ekmekleri kare kare kesip kızarttıktan sonra soğutarak bir kavanoza koyup çorbalarıda kullanmak üzere buzdolabında saklayabilirsiniz. Robottan geçirip galeta unu gibi tüketmek de mümkündür. Ayrıca Bayatlamış ekmeklere yeniden tazelik kazandırmak için üzerlerine su serperek bir folyo kağıt içinde 5-10 dakika fırınlamak yeterlidir.

Lahananın Kötü Kokusu..
Lahananın pişme suyuna elma kabuğu katarsanız kötü koku hemen yok olur.

Mısır Haşlarken..
Mısır haşlarken daha lezzetli olması için tencereye bir çay kaşığı şeker atın. Yıkadıktan sonra mısır kabuklarını da koyabilirsiniz.

Patates Püresi Yaparken..
Patates pürenize değişik bir koku vermek için içine bir miktar hindistan cevizi atabilirsiniz.

Patlıcan Pişirirken..
Patlıcanları pişirmeden önce tuzlayın ve bir süre bekletin. Daha sonra soğuk sütten geçirin ve kurulayın. Patlıcanlar daha lezzetli olacaktır.

Taze Patates Soyarken..
Evet yaz aylarındayız ve taze patatesler, pazar ve manavlarda yerlerini aldılar. Kızartması, salatası kısacası her şeyi bir başka lezzetli olan taze patatesin ince bir kabuğu olduğu için, bunu soymak pek çoğumuza zor gelir. Fakat patatesleri yıkarken bir bulaşık teli ile ovarsanız, kabuklarını da daha kolay soyabilirsiniz.

Limon Suyu..
Siz de "nerede o eski limonlar!" diyenlerden misiniz? Artık şöyle bol sulu limon bulmak çok zor değil mi? Eğer limonu kullanmadan önce 1 dakika kadar sıcak fırında bekletirseniz, suyundan daha fazla faydalanabilirsiniz. Bir diğer önerimiz de, limonu sert bir zeminde yuvarlayarak kesmeniz.

Hamurunuz Kurumasın..
Bazı hamurişlerinde kullanılan hamurları bir süre dinlendirmek gerekir. Eğer hamuru ağzı açık bir şekilde bekletirseniz, üzeri kabuk tutar ve kurur. Bunun için bekletme süresi boyunca, üzerini nemli bir bezle örtmeye özen göstermelisiniz.

Kek Yaparken..
Kekin çökmemesi için, fırına koymadan önce hamuru kalıba döküp 20 dakika kadar dinlendirmek yararlı olur.

Etin Lezzeti..
Izgara yaptığınız ya da kavurduğunuz etlerin daha lezzetli olmasını istiyorsanız işte size çok pratik bir yöntem: Etleri, 1 kahve fincanı süt, 1 kahve fincanı soğan suyu ve 1 kahve fincanı zeytinyağı karışımı ile ovun. 10-12 saat kadar buzdolabında bekletip, daha sonra pişirin.

Sebzelerin Vitamini..
Sebzelerin pişerken vitaminlerini kaybetmemesi, sağlıklı beslenmek için çok gereklidir. Bunun için sebzeleri yıkadıktan sonra suda bırakmamak, az miktarda tuzlu suda kısa süre pişirmek gereklidir. Ayrıca unutmamalısınız ki, en iyi pişirme şekli buharda pişirmek. Sebzeleri uzun süre pişirmekten ise mutlaka kaçınmalısınız.

Balık Taze mi?
Balık alırken tazesini seçmek için nelere dikkat etmeniz gerektiğini biliyor musunuz? Taze balığın gözleri parlak ve dışarı çıkık olur. Pulları parlak ve gövdesine sıkıca yapışıktır. Solungaçları ise kırmızı ya da pembedir. Eğer balığı alıp eve getirdikten sonra tereddütleriniz varsa, soğuk su dolu bir kaba koyun. Balık hemen dibe çöküyorsa taze demektir.

Yumurta Keserken..
Yumurta salatası yaparken, yumurtaları parçalamadan kesemiyorsanız, kullanacağınız bıçağı önceden sıcak suya koyup ıslatın. Yumurtaları ıslak bıçakla kesin.
Devamını oku »

Kalbi 'üfüren' çocuklar ihmale gelmez


Uzmanlara göre çocukların kalbinden "üfürüm" denilen sesler gelmesi hastalık habercisi olabilir.

Kimi zaman zararsız olsa da çocukların kalbindeki "üfürüm"lerin kalp, kapak ve damar hastalıkları hakkında ipuçları verdiğini bildiren uzmanlara göre moraran, nefes darlığı problemleri yaşayan, beslenme güçlüğü çeken, kilo alamayan ve sık akciğer enfeksiyonu geçiren çocukların bir uzmana gösterilmesinde yarar var.

Dr. Sami Ulus Kadın Doğum, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Kardiyoloji Klinik Şefi Prof. Dr. Selmin Karademir, çocukların kalbindeki "üfürüm"ler ile ilgili aileleri uyardı.

Üfürümlerin, kalp ve damarlar ile kanın damarlardaki hareketini düzenleyen yapılardaki değişikliklerin oluşturduğu girdap ya da devinimler sonucu oluşabildiğini, bunların vücut dışından özel aletlerle ya da aletsiz olarak çıplak kulakla da duyulabildiğini anlatan Karademir, "Üfürümler kalp, kapak ve damar hastalıkları hakkında değerli ipuçları verirler" dedi.

Kanın normalde damar içinde ve kalp boşluklarında düzenli aktığını, dolayısıyla burada bir türbülans oluşmadığını ifade eden Karademir, ancak bazı durumlarda bu düzenli akışın bozulduğunu, türbülans ve buna bağlı üfürümler meydana geldiğini söyledi.

Kanın ateş, kansızlık, guatr ve gebelik gibi nedenlerle normal akış hızından daha hızlı akması, dar bir bölgeden geçmesi ve kalbin delik olması halinde bu üfürümlerin duyulabileceğini bildiren Prof. Dr. Selmin Karademir, üç farklı türde üfürüm olabileceğini belirtti.

Organik üfürümlerin, kalp ve damarlarda organik bir olay sonucu oluşan patolojik üfürümler olduğunu, bunların kalpte delik, damar darlığı, kapak yetersizliği ve darlığı, kalp içindeki bağlantı ve damarlarda baloncuk bulunması halinde duyulduğunu anlatan Karademir, fonksiyonel ya da fizyolojik üfürümlerin ise kalp ve damarlarda hiç bir hastalık olmamasına karşın kalp dışı sistemlerdeki değişiklikler sonucu ortaya çıkabileceğini, kansızlık, zehirli guatr ve gebelik gibi kardiyak debinin arttığı durumların buna örnek olduğunu belirtti.

Masum üfürümlerin ise kalpte ya da kalp dışı sistemlerde herhangi bir bozukluk olmamasına rağmen duyulabilen üfürümler olduğunu kaydeden Karademir, "Masum üfürümlere sağlıklı çocukların yüzde 30-40’ında rastlanır. Genellikle 2-7 yaş arası çocuklarda sıklıkla duyulur ancak diğer yaşlarda da görülebilir. Fizyolojik veya masum üfürümlerde ileri testlere, tedaviye ya da yaşamsal kısıtlamaya gerek yoktur. Sıklıkla ileri yıllarda kalp gelişimini tümüyle tamamladığında üfürüm de kaybolur" şeklinde konuştu.

"Geç kalmadan uzmana gösterilmeli"
Prof. Dr. Selmin Karademir, üfürümlerin, kalbin çalışmasının hangi safhasında duyulduğuna göre de çeşitlere ayrıldığını belirterek, kalbin kasılması sırasında oluşanların "sistolik", gevşeme esnasındakilerin "diyastolik", hem kasılma hem de gevşeme sırasındakilerin ise "Sürekli" üfürümler olarak adlandırıldığını söyledi.

Üfürümlerin kalp kasılma döngüsü içinde oluşanlarının, hafiften şiddetliye doğru birden altıya kadar derecelendirildiğini ifade eden Karademir, "Birinci derece olanlar son derece zor duyulan, altıncı derece olanlar çok yüksek şiddetli üfürümlerdir. Beşinci ve altıncı derece üfürümler aynı zamanda el ile de kedi mırıltısı şeklinde hissedilir. Ancak üfürümün şiddetinin fazlalığı her zaman kalpteki rahatsızlığın derecesiyle doğru orantılı değildir. Masum üfürümler çoğunlukla yüksek dereceli olmazlar" bilgisini verdi.

Kalbinde üfürüm duyulan çocukların mutlaka bir çocuk kalp doktoruna yönlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Karademir, şunları söyledi: "Çocuk kalp doktoru, steteskop ile hastayı dinlediği zaman üfürümün masum mu yoksa organik mi olduğunu ayırır. Çekilen elektrokardiyografi, akciğer grafisi, kan testleri ve kalbin içini değerlendiren ve tüm merkezlerde bulunan renkli Doppler ekokardiyografi ile kesin tanıya ulaşılır. Üfürümü organik ya da patolojik olan çocuklara gereken durumlarda kalp kateterizasyonu ve anjiyo kardiyografi de uygulanır."

Prof. Dr. Selmin Karademir, moraran, nefes darlığı problemleri yaşayan, beslenme ve kilo alma güçlüğü çeken, beslenirken çok terleyen ve sık akciğer enfeksiyonu geçiren çocukların bir çocuk kalp merkezine yönlendirilmesinde yarar bulunduğunu sözlerine ekledi.
Devamını oku »

Yenidoğan bebekte kalpte üfürüm!


Bebeğinizin kalbinde 'üfürüm' varsa hemen telaşa kapılmayın, bir uzmandan destek alın..

Normal kalp sesleri olan “lup dup” seslerinin arasında duyulan uğultu veya fısıltı şeklindeki seslerdir. Anormal deliklerden veya daralan kapaklardan kanın geçmesiyle ortaya çıkarlar. Bazen kalpte delik veya damar hastalığı olmadığı halde üfürüm duyulabilir. Buna masum üfürüm denir. Masum üfürümlerde kalpten “lup dup” dışında üfleme sesleri de gelmekte ancak hastalık, delik vs bulunmamaktadır. Masum üfürümlerin bir kısmı ağır kansızlıktan kaynaklanırken bir kısmında kalp karıncıkları içinde embriyonsal önemsiz bir doku artığı ses nedeni olmaktadır. Birçok masum üfürümde ise neden bulunmamaktadır.

Belirtileri: Kalp üfürümlerinin belirtisi yoktur. Ancak üfürüme neden olan kalp hastalığı ağır ise buna ait çarpıntı, morarma, nefes darlığı belirtileri görülebilir.

Üfürüm sadece muayene sırasında doktor tarafından fark edilebilir. Eğer masum üfürüm dışında kalp hastalığı düşünülüyorsa EKG veya ekokardiyografi çekilmesi için çocuk kardiyologunun görmesi gerekir.

Masum üfürüm nedir?
Masum üfürüm kalpte herhangi bir bozukluk olmadan duyulan üfürümdür ve bazen 'fonksiyonel üfürüm' veya 'fizyolojik üfürüm' olarak da adlandırılır. Adından da anlaşılacağı gibi bu üfürümün duyulması tamamen normaldir ve bir kalp hastalığına bağlı değildir. Bütün çocuklarda belirli dönemlerde masum üfürüm duyulabilir.

Masum üfürüm neden oluşur?
Kanın, kalpte veya büyük damarlarda dolaşırken yaptığı türbulans (titreşim) sonucu oluşur.

Masum üfürümün kalbe zararı var mı?
Hayır

Masum üfürüm çocukları nasıl etkiler?
Masum üfürümün çocuklara hiçbir zararlı etkisi yoktur ve bu çocuklara kendilerinde kalp hastalığı olmadığı anlatılmalıdır.Çocuklar normal günlük aktivitelerini yapmalıdır.

Masum üfürüm düzeltilebilir mi?
Kalpte bozukluk olmadığından düzeltilecek bir şey de yoktur. Bazen üfürüm çocuk büyüdüğü zaman kaybolabilir, bazen de erişkin yaşa kadar devam edebilir. Üfürümün kaybolup kaybolmamasının hiçbir önemi yoktur.

Bebekhastanesi
Devamını oku »

Bu ayakkabıları giymenin zamanı yok


Her an ihtiyacınız olabilecek bu ayakkabılar her zaman elinizin altında olmalı.

Sürekli değişim içinde olan moda seneler içinde zamansız parçalarını da oluşturdu. Her zaman giyilebilen bu kıyafetler ve aksesuarlar hayatımızın ayrılmaz parçaları da oldu tabii. Eğer minyon bir kadınsanız, topuklu ayakkabı giymek sizin için olağan bir durum haline gelmiştir. Bazen acı çekilerek giyilen topukluların yerine hem şık, hem rahat, hem de yürümesi gayet kolay bir ayakkabı kurtarıcınız olabilir!

İşte en zamansız 4 ayakkabı:

Spor ayakkabı
Spor ayakkabılar son zamanların en trend ayakkabı modeli olabilir. Ancak onları trend olduğu için değil, spor-şık kombinlerde başrolü oynadığı ve bizlere sunduğu vazgeçilmez rahatlık için bu listeye ekliyoruz.

Babet
Topuklu ayakkabılara takıntılı olabilirsiniz fakat, dolabınızda bir çift babete yer açmanız akıllıca olabilir. Topuklardan yorulduğunuzda babetlerinizi "B planı" olarak giyebilir ya da hem şık, hem rahat olmak istediğiniz günlerde onları tercih edebilirsiniz.

Stiletto
Bir kadının gardırobunda "olmazsa olmaz" mertebesindeki modellerden biri stiletto ayakkabı... Özellikle günümüzde hem ofis hayatının hem de sokak modasının vazgeçilmezi olmuş bir parça. En azından kaliteli iki çift stiletto’yu gardırobunuza eklemeyi unutmayın.

Statement ayakkabı
İlgiyi kendine çeken, renkli, taşlarla süslü ya da desenli bir statement ayakkabıyı el altında bulundurmakta fayda var.
Devamını oku »

Bir haftada IQ'nuzu yüzde 40 artırın



Sadece bir haftada yüzde 40 daha zeki olmayı kim istemez ki. Bu programla IQ'nuzu yüzde 40 artırabilmeniz mümkün.

Artık beynimizin nasıl bir güce sahip olduğunu biliyoruz. Bu gücü kullanmakla ilgili onlarca öğreti ve bilimsel veri var elimizde. Şimdi sizinle beyin gücünüzü artırmaya yönelik basit bir program paylaşacağız.

Beynin herhangi bir kas gibi olduğunu ve egzersizlerle güçlenebileceğini öne süren İskoçya’daki Edinburgh Üniversitesi’nin Biyomedikal Bölümü’nden Prof. Mark Lythgoes’in 1 hafta süren programı BBC’de yayınlandı.

Programa katılan 100 kişinin IQ’larında, yüzde 40 oranına varan artış görüldü. Bu artış katılımcıların programa katılmadan önce girdikleri testle, programdan sonra uygulanan test sonuçları karşılaştırılarak elde edildi.

İşte bir haftalık program:

Pazartesi: Akşam yemeğinde yağlı balık yiyin. İşe ya yürüyerek ya bisikletle ya da daha önce kullanmadığınız bir araçla gidin.

Salı: Sözlükten bilmediğiniz sözcükleri öğrenin. Ve bunları günlük konuşmanızda kullanmaya çalışın.

Çarşamba: Yoga, pilates ya da meditasyon derslerine katılın. Daha önce tanımadığınız bir insanla konuşun.

Perşembe: İşe daha önce kullanmadığınız bir yoldan gidin. Televizyondaki ciddi bilgi programlarını izleyin.

Cuma: Alkol ve kafein tüketmekten kaçının. Alışverişe çıkarken listeyi ezberlemeye çalışın.

Cumartesi: Dişinizi her zaman kullandığınız elinizle değil, diğeriyle fırçalayın. Ve gözünüzü kapatarak duş alın.

Pazar: Sabah saatlerinde bulmaca çözün. Ve kısa yürüyüşe çıkın.
Devamını oku »

Tülin Şahin'den saç bakım tüyoları



Her zaman farklı tarz ve saç modelleriyle karşımıza çıkan Tülin Şahin, saç şekillendirme ve bakım sırlarını paylaşıyor.

Güzelliğiyle ve fit vücuduyla adından söz ettiren güzel manken Tülin Şahin saç bakım sırlarını verdi.

Kimi zaman kıvır kıvır saçlarla kimi zaman dümdüz saçlarla gördüğümüz Tülin Şahin saçlarına nasıl baktığını ve nasıl şekillendirdiğini anlattı.

İşte Tülin Şahin'den saç bakım önerileri...

Kıvırcık saçlarım
Öncelikle saçlarımın doğal hali kıvırcık. Kıvır kıvır ve kocaman, buklelerimi daha da belirgin hale getirmek istediğimde köpük ya da jel kullanıyorum.

• Ürünü sürmeden önce ıslak saçlarımı kere açma fırçası ile iyice fırçalıyorum.
• Dümdüz taradığım saçlarıma seçtiğim ürünü sürüyorum.
• Bir tarak ile saçlarımı tekrar tarıyorum. Bunun nedeni ürünün saçın belli yerlerinde birikmesini engellemek.
• Taradıktan sonra ellerim ile saçlarımı avuçluyorum ve dalgaları ortaya çıkarıyorum.
• Dışarıya çıkacaksam, bir vigo ile kurutuyorum çıkmayacaksam doğal haline bırakıyorum, öyle kuruyor.
• Saçlarımın kıvırcık halini tercih ettiğimde üzerinde, 'kıvırcık saçlara özel' yazan şampuanları tercih ediyorum.

İri dalgalı saçlarım
• İri dalgalı bir model tercih ettiğimde önceliğim yapılı durmaması oluyor.
• Yıkanmış saçlarıma öncelikle, ısıdan koruyucu ürün sürüyorum.
• Kafamı öne atarak iyice kurutuyorum.
• Orta büyüklükteki bir fırça ile saçlarıma iri dalgalar veriyorum.
• Wax, serum veya gloss, o gün canım hangi ürünü sürmek istiyorsa onu sürüp saçlarımı iyice karıştırıyorum. İri dalgalı bir fön çekildiğinde siz de kafanızı öne atın ve saçlarınıza şekillendirici ürünü avuçlayarak sürün.
• Dalgalı fön çekildiği zaman, ürünü saçlarınızı düzelterek veya çekerek sürmeyin yoksa hacmini ve şeklini kaybedersiniz.
• Ayrıca bu saç modelini tercih ettiğim zaman saçlarımın hacmini koruyacak şampuanlar tercih ediyorum. Siz de volümlü saçlar istediğinizde üzerinde, 'hacim', 'volüm' gibi kelimeler yazan şampuanları tercih edin.

Düz fönlü saçlarım
Bazı günler o kocaman saçlarım beni yoruyor! İste o zaman canım hemen dümdüz fön istiyor. Pürüzsüz jilet gibi kaygan dümdüz fönlü saçlar istediğimde ne yapıyorum?

• Saçlarımı öncellikle bol nem veren şampuan ile yıkıyorum. Aynı şekilde çok yoğun olan bir krem veya bakım sürüyorum. Çünkü saçlarımız çok kuru ise, düz fön güzel, sağlıklı ve ışıl ışıl durmaz. Siz de benim gibi kuru saçlara sahipseniz, düz fön çektirmek istediğinizde saçlarınıza yoğun bir nem kürü yapın.
• Islak saçlarıma düz ve pürüzsüz bir görünüm verecek, bir ürün sürüyorum. Bu tip bir ürün fönün daha başarılı ve kalıcı olmasını sağlar. Bu ürünün üzerine yine ısıdan koruyacak bir ürün sürdükten sonra fön işlemi başlıyor.
• Düz fön çektireceğim zaman saçlarımı fönden önce hafif kurutuyorum, iri dalgalıdaki gibi tamamen değil. Düz saçlar istediğimde fönüm en büyük boy, metal uçlu fırça ile çekiliyor. Çünkü metal fırça saçların daha parlak görünmesini sağlıyor. Bazı günler saç düzleştirici kullandığım da oluyor. Evde, seyahatlerimde mutlaka kendi saç düzleştiricim vardır, inanılmaz pratik.

Fönüm bittikten sonra saçımın geneline parlatıcı bir ürün sürüyorum.

Öneri: Zaten saçlarım hacimli değil, düz fön çektirince iyice yapışıyor diyorsanız işte size sırrı: Saç diplerinize köpük sıkın. Fönün ardından diplerinize krepe attırıp, krepelerin üzerine saç spreyi sıktırın ve hemen fön ile spreyi kurutun. Tüm bunlar diplerinize uzun süre hacim verecek işlemlerdir.Uzunlu / kısalı kâküllü saçlarım
Saçlarımda radikal değişiklikler yapmıyorum biliyorsunuz ama ufak bir değişiklik yapmak istediğimde uzunlu-kısalı kâküllü bir model tercih ediyorum. Kâküllerim, istediğim tarafa atarak kullanabileceğim şekilde kesiliyor.
Devamını oku »

Ağız kokusu psikolojik kaynaklı olabilir



Çoğunlukla bireysel yöntemlerle çözüm bulunamayan, hatta kişinin kendisini de rahatsız eden ağız kokusu, psikolojik nedenlerle de ortaya çıkabilir.

İş ve sosyal yaşamı olumsuz etkileyen ağız kokusu, kötü ağız hijyeninin kaçınılmaz bir sonucudur. Memorial Suadiye Tıp Merkezi Ağız ve Diş Sağlığı Bölümü’nden Dt. Aslı Tapan, ağız kokusu ve tedavisi hakkında bilgi verdi.

Yoğun stres ağızda kötü kokuya neden olabilir
“Halitozis” denilen ağız kokusu, ağızda bulunan bakterilerin “hidrojen sülfür” içerikli ürünlerinden ortaya çıkmaktadır.  Ağız kokusu fizyolojik, patolojik ve psikolojik olmak üzere üç nedenden kaynaklanmaktadır. Stres altındaki bireylerde, tükürük akımındaki azalmayla beraber dolaylı olarak halitozis ortaya çıkabilmektedir. Stres, vücut sağlığını etkilediği gibi ağız ve diş sağlığını da olumsuz etkileyebilmektedir.

Bazı hastalar ağız kokusunu sadece kendileri hissedip rahatsız olur ve bu da hayatlarını olumsuz yönde etkiler. Bu durum “hayali halitozis” olarak adlandırılır. Hasta ve diş hekimi arasında iyi iletişim kurulmasıyla hastanın ağız kokusu ve diğer insanların algıları ile ilgili endişeleri azalacak, kokuya yönelik uygulanacak tedavi metotlarıyla hasta rahatlayacaktır.

Yanlış beslenme bakterileri besler
Kötü ağız hijyenine sahip kimselerde ise bakteri sayısı artmaktadır. Beslenme şeklinin de etkili olduğu fizyolojik tipteki ağız kokusunda, yüksek protein içerikli; kırmızı et, balık, peynir ve süt ürünleri gibi gıdalarla bakterilerin etkileşmeleri sonucunda oluşmaktadır. Ayrıca soğan, sarımsak, turp gibi koku veren yiyecekler de ağız kokusuna yol açan sülfür içermelerinden dolayı nefes kokmasına yol açmaktadır. Yine alkol, kahve ve sigara kullanımı da ağız kokusuna yol açabilmektedir.

Ağız kokusuna çeşitli hastalıklar da neden olabilir
Patolojik tipteki ağız kokusu; genellikle ağız-yutak hastalıkları ve çeşitli sistemik hastalıklarla ortaya çıkmaktadır. Kronik bademcik iltihapları, ağız içinde meydana gelen mantar hastalıkları ve ağızda yara yapan hastalıkların seyrinde de ağız kokusu meydana gelebilmektedir. Ağız kuruluğuna sebep olan tükürük bezi hastalıkları, şeker hastalığı, hepatitler, vitamin eksiklileri, menopoz, duygusal gerilim ve ilaçlar; azalmış tükürük akımına yol açarak, ağzın kendi kendini temizleme mekanizmasının ortadan kalkmasına sebep olmakta ve ağız kokusuna yol açmaktadır.

Dilin doğru temizlenmesi çok önemli
Ağız kokusu temel olarak ağız boşluğunun hijyeni ve diş-dişeti sağlık durumu ile alakalıdır. Kokuya gıda artıkları, ağız mukozasından dökülen hücreler, tükürük ve ağızda toplanan lökositlerin artıkları yol açmaktadır. Ağız kaynaklı ağız kokusu; çoğunlukla dişeti hastalıkları, diş çürüğü, ağızdaki eski dolgu ve kaplamaların altındaki çürüklerden kaynaklanmaktadır.  Ayrıca dilin arka tarafı eğer tükürük tarafından tam olarak temizlenemiyorsa buradaki ufak buruşukluklar arasında da rahatça bakteriler yerleşebilmekte ve bu da ağız kokusuna yol açabilmektedir. Burun ve sinüs kaynaklı ağız kokuları da meydana gelmektedir. Burunda, ya da ağız-yutakta mevcut yabancı cisimlerin varlığı iltihaplanmaya yol açarak nefeste de kötü kokuya sebep olabilmektedir.

Kokunun kaynağı iyi araştırılmalı
Ağız kokusu tedavisi için kokunun kaynağı bulunmalıdır. Ağız kokusunu engellemek için bunlara dikkat edilmelidir:

 - Tam bir ağız muayenesi yaptırılmalıdır. Koku testleri ile uçucu sülfür gazları ve halitozis hastalığının boyutları tespit edilir. Diş, diş eti problemleriyle diğer patolojik nedenlerin tedavisi yapılmalıdır.
- Ağız enfeksiyonları yok edilmeli; gömülü ve sorunlu dişler çekilmelidir.
- Ağız hijyenine özen gösterilmelidir. Dişlerin tüm yüzleri ve dil sırtı temiz tutulmalıdır. Ağız enfeksiyonları tedavi edildikten sonra gargaralar ve diş macunları da yardımcı olabilir.
- Ağız kuruluğunu önlemek için gün boyu su içilmelidir.
- Tükürük salgısını hareketlendirilmelidir. Bakteri oluşumunu önlemek için ağzın oksijenlenmesine yardımcı olur. Şekersiz sakız çiğnemek bunun en kolay yoludur. Mentollü pastillere dikkat edilmelidir. Kokuyu giderir gibi görünse de kuruluğa neden olmaktadır.
- Su içeriği bol olan sebze (domates, kereviz, pırasa) ve meyveler tüketilmelidir. Yiyeceklerin üzerine maydanoz doğranması kokuyu engelleyecektir.
- Eczanelerde satılan maydanoz yağı bazlı kapsüllerden kullanılabilir.
- Sarımsak, soğan ve baharattan kaçınılmalıdır ya da bu gıdalar pişirerek tüketilmelidir.
- Alkol ve sigara mutlaka bırakılmalıdır.
Devamını oku »